Firma Üyelik

İŞ İLANI VER:0216 572 25 25
İŞ İLANI VER:0216 572 25 25
  • Ankara:0216 572 25 25
  • İzmir:0232 441 71 44
  • Antalya:0216 572 25 25
  • Bursa:0216 572 25 25
Firma Girişi
İyi Bir Tiyatronun Kötü Seyircisi Olamaz

İyi Bir Tiyatronun Kötü Seyircisi Olamaz

Oyunculuğa nasıl başladınız? Hukuk Fakültesi’nde okurken bir anda bu kadar farklı bir alan seçmenizin başlangıcını anlatır mısınız?

Hukuk eğitiminin sonuna yaklaştığımda, biraz da iç sıkıntısından olsa gerek, konservatuar sınavlarına girmeye karar verdim. İfade yeteneğini ve özgüveni geliştiren bir eğitim olduğunu düşünüyordum. Hukukçuluk mesleğinde bu eğitimin çok işime yarayacağı fikrindeydim. Sınavlara hazırlanmaya başladım. Keyifli bir maceraydı. Sınava 600’den fazla kişi girdi ve o yıl okula 9 kişi kabul ettiler. Bunlardan dördü erkekti ve listede adım yazıyordu. Çok mutlu oldum. O dönem konsevatuar, Kültür Bakanlığı bünyesindeydi. İkinci bir okul olarak devam edilebilirdi. Ancak YÖK kapsamına alınınca, bir tercih yapmam gerekti. Düşündüm; çok keyifli bir yolculuk yaşadığımı fark ettim. Babama kızdığım için hukukçu olmaktansa, hayata bu noktadan tekrar başlamayı tercih ettim.

İyi bir oyuncu olmak için eğitimli olmak zorunlu mudur? Alaylı oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz?

Eğitim, her meslek için gereklidir elbette. Çünkü insanın, karmaşık olanı sıraya dizmek ve anlamlandırmak isteyen bir zihin yapısı var. Ancak, bunun yöntemleri herkes için farklı olabilir. Meslek hayatında kullanacağınız anahtarları okulda da edinebilirsiniz, okul dışında, doğrudan mesleğin "sahasında” da... Oyunculuk, insanın doğasındaki oynama ateşinin bir ürünü. İnsan, hayatı oyunlar oynayarak öğreniyor. Bu yüzden hiç kimse, eğitim şartı getiremez bu mesleğe. Alaylı olarak adlandırılan o kadar yetenekli oyuncular var ki; bunun kanıtı onlar.

Sinema, tiyatro ve televizyon… Hangisi size daha yakın?

Sinema, bir oyuncunun geleceğe bıraktığı en değerli ürün. Televizyon, daha tüketime dönük bir eylem. Ancak, sinemayı evinize taşıyan çok önemli bir olgu. Tiyatro içinse, çok bilindik bir tanımlama var "buza yazılan yazı” diye... Hepsi ayrı tatlar içeriyor, ama sinema bütün oyuncular için ağır basan bir seçenek galiba.

Türk halkının sinema ve tiyatroya bakış açısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tiyatro sanatının kendini tazelemek konusunda bazı açmazları var günümüzde. Seyircinin algı kodları ve zihin yapısı çok hızlı değişiyor, ama tiyatro bu değişim hızına ayak uyduramıyor. Üstelik, sinemanın yarattığı "gerçeklik duygusu” ile başetme olanağı yok. Bu yüzden hep sinemanın gölgesi altında kalıyor. Demek ki, yeni şeyler söylemenin "yeni” bir yolunu bulması gerekiyor. Sinema, ülkemizin yükselen bir değeri ve bunu da televizyona borçlu. "İyi bir tiyatronun kötü bir seyircisi olamaz” diyen Meyerhold’a kulak vermek gerek. Çünkü, kötü bir tiyatronun da iyi bir seyircisi olamaz.

Kurtlar Vadisi dizi setinde unutamadığınız bir an var mı?

Uzun yıllardır içinde yer aldığım bir çalışma. Kuşkusuz bir sürü anım var. En çok aklımda kalan, uzun ve soğuk kış geceleri boyunca, açık havada veya soğuk mekanlarda yaptığımız çekimlerdir. Kurtlar Vadisi’nde rol alan bütün oyuncuların ortak anısı bu galiba.

Kurtlar Vadisi dizisinde canlandırdığınız Tuncay Kantarcı karakterinde kendinize yakın bulduğunuz karakter özellikleri var mı?

Her oyuncu, oynadığı karakteri kendi deneyimlerinden yola çıkarak oluşturur. Köpek besleyenler için söylenen bir söz bu durumu iyi anlatır. Köpek sahibine, sahibi de köpeğe benzer giderek. Artık hangisi, hangisidir; biraz karışır.

Kurtlar Vadisi dizisinin gençlerde oluşturduğu etki bir dönem gündem maddesi olmuştu. Siz gençlerin bu diziden olumsuz etkilenebileceğini ya da sizleri rol model alacaklarını düşünüyor musunuz?

Dizinin üzerine yapılan bu değerlendirmeleri ben, ticari rekabet kaynaklı görüyorum. Diziye bir olumsuzluk atfetmek amacı güttüğünü düşünüyorum. Sinema ve TV ürünlerinin yarattığı bir çok moda akımı, davranış akımı yüz yıldır örneklenir. İnsanların sadece olumlu yanlardan oluşan rol modellerle yüzyüze getirildikleri bir sinema dünyasında yaşasaydık, çok sıkıcı bir dünyada yaşıyor olurduk muhtemelen. Bence mantık dışı bir yaklaşım.

Yıllarca Devlet Tiyatrosunda Müdürlük ve Genel Sanat Yönetmenliği yapmış biri olarak yöneticilik sizce nasıl olmalı?

Yöneticilik, ekip çalışmasına yatkınlık gerektiren bir pozisyon. Ortak zekaya ve ortak eylemin gücüne uygun bir iklim oluşturmanız gerekiyor. Ekip çalışmasına yatkın olmayan yöneticiler, uzun soluklu işlerde başarılı olma şansına sahip değil.

Oyunculuk, eğitimcilik, yöneticilik desek siz önceliği hangisine verirsiniz?

Oyunculuk, benim asıl mesleğim. En fazla hazzı burada duyuyorum elbette. Eğitimcilik, oyunculuk deneyimlerimi aktardığım bir alan onun da apayrı bir hazzı var. Karmaşık oyunculuk maceramı bir sıraya koyma şansı veriyor bana. Geleceği biçimleme gücü olan bir alan. Yöneticilik ise, ben kaçtıkça arkamdan kovaladı hayatım boyunca. Durumum budur.

En son izlediğiniz tiyatro oyunu, en son okuduğunuz kitap ve son günlerde en beğendiğiniz film hakkında bilgi verir misiniz?

Tiyatroyu gerek mesleki anlamda, gerekse yönetici olarak çok yoğun bir biçimde yaşadım. Hatta o kadar uzun sürdü ki, artık tat almamaya bile başlamıştım yöneticiliği bıraktığım sıralarda. Bu yüzden tiyatroyla temasım azaldı. Biraz soluklanma ihtiyacı duydum. En son izlediğim oyun, yabancı bir kukla topluluğunun oyunuydu: Two Old Ladies.. Kuklanın, tiyatroya çok etkili bir yenilik getireceği düşüncesindeyim. Son dönemde eğitim çalışmalarımı destekleyecek yayınlarla ilgilenmekteyim. Beden dili ve ifade uzmanı Paul Ekman’ın "Ne Düşündüğünü Biliyorum” adlı kitabını bitirip "Beyninize Hoş Geldiniz” adlı kitaba başladım. En son Alma Dovar’ın "Kırık Kucaklaşmalar” adlı filmini izledim.